• awesome images Güncelleniyor...
  • info@eplusturkiye.org

Deneyim Kapitalizmi: Hayat Nasıl Yapılacaklar Listesine Dönüştü?

Merhabalar herkese! Uzun zamandır yazmak istediğim bir konu üzerine bir blog yazısı ele alıyorum. Konumuz deneyim kapitalizmi! Yeni bir kavram gibi görünse de deneyim kapitalizmi, özellikle traveller kültürüyle yayılan ‘hayatı yaşayarak öğrenme’ düşüncesinin zamanla bir pazarlama aracına dönüşmesiyle karşımıza çıkıyor.

Eskiden statünün gösterilme sebebi araba markası, aldığın evin konumu gibiydi. şuan ise statü göstergesi Bali’de inzivaya çekildim, Peru’da yerel halkla yaşadım, 35 yaşımdan önce 40 ülke gördüm olarak gösteriliyor. insanların itibari ise şuan sosyal medyamızda şekilleniyor. Bizde eplusturkiye sayfasında olabildiğince böyle içerikler paylaşıyoruz bi yandan destekliyor bir yandan da görüşümüzü bu blog yazıları ile göstermek istiyoruz. Yargılamak amacıyla değil de biraz durup düşünmek, farkındalık olması adına da burada bu şekilde bir blog yazısı yayınlıyoruz. 

Kapitalizm artık yalnızca neye sahip olacağımızı değil, bir gün kendimiz hakkında ne anlatacağımızı da satıyor.“Elbette eşya yerine deneyime para harcayın” düşüncesi tamamen uydurma değil. İlber Ortaylı’ya atfedilen, yeni evlilere yönelik “Evlenip mobilya mağazası gezeceğinize dünyayı dolaşın” sözü de deneyim ekonomisinin olumlu tarafını destekliyor. Açıkçası ben de bütün hafta sonunu mobilya mağazasında geçirmenin insan ruhuna ne kadar katkı sağlayacağından emin değilim. 🙂

Psikolojik açıdan da baktığımızda tüketici psikolojisi araştırmaları, olumlu sonuçlanan deneyim harcamalarının bazı durumlarda maddi satın almalardan daha fazla mutluluk sağlayabileceğini gösterdi. Deneyimler ayrıca insanlarla ilişkilerde sohbet ederken daha fazla anlatılabildiği ve insanları birbirine bağladığı için yüksek “konuşma değeri” taşıyor.

Yeni aldığınız sehpa hakkında kaç dakika konuşabilirsiniz?Ama İtalya’da Cinque Terre kasabasına giden treninizi kaçırıp yanlışlıkla Roma’ya gitmenizi yıllarca anlatabilirsiniz. Pardon bu benim hikayemden 😉

Fakat popüler kültür bu sınırlı mottoyu bir emre dönüştürdü: eşya almayın seyahat edin hatıra biriktirin, hayat deneyimlerden ibarettir.

Fakat bunun birde olumsuz tarafını da düşünmemiz gerekiyor, araştırmalar, kötü sonuçlanan deneyimlerin maddi alışverişlerden daha fazla mutsuzluk yaratabileceğini ve insanların kötü deneyimlere daha yavaş uyum sağlayabildiğini de gösteriyor. Dolayısıyla “deneyimler her zaman eşyalardan iyidir” görüşü de mantıksal değil. 

Bir süre sonra insan, hafta sonunu evde geçirince hayatını boşa harcamış gibi hissetmeye başlayabiliyor. Çünkü herkes ya Bali’de, ya bir festivalde ya da en azından “İstanbul’da kimsenin bilmediği gizli bir koyda”. O gizli koyu zaten 1 Milyon insan kaydediyor. Bazen aldığınız sandalye en azından sizi dolandırmıyor, uçağınızı kaçırmanıza neden olmuyor veya bütün tatil boyunca yağmur yağdırmıyor. Önemli olan tüm bunlara rağmen hayattan keyif alabilmek gibi geliyor bana, bilmemki siz ne düşünürsünüz?

Sadece sosyal medyada değil filmlerde de görüyoruz. Örneğin A Tourist’s Guide to Love filminde geçen ‘A tourist wants to escape life. A traveler wants to experience it’ yani türkçesi ‘Turist hayatından kaçmak için, traveller ise hayatı deneyimlemek için seyahat eder.’’Bu replikle anlıyoruz ki bu film turistliği küçümseyerek “traveller” olmayı daha üstün, derin ve gerçek bir kimlik gibi pazarlıyor.

deneyim kavramı ve mottosu tüketime oldukça itmeye başladı. ve bunlardan bazıları yemek yemek yetmez; “İtalya’da yerel şefle otantik bir makarna yapma & gastronomi deneyimi” gerektiğinden bahsediliyor. Bir şehirde bulunmanın yetmeyeceğini yerel halkla şehri gerçek anlamda deneyimlemek” gerekeceğinden bahsedilip duruyor. Oo her seferinde bu deneyimler için ne maddi imkan ne de keyifli bir tatil mümkün olur, değil mi?

Deneyim görünür hale de geliyor özellikle sosyal medyada fotoğraf, video, konum, rota ve hikaye deneyimi sosyal medyada dolaşıma sebep oluyor. sosyal medyada kimlikleşme, itibar oluşturma statü göstergesi olarakta kullanılır. dijital içeriklerin tüketilen sadece seyahat değildir, seyahat eden kişinin ideal versiyonu da gösteriliyor. Sims’teki karakterler gibi kendi karakterimizi kendimiz yaratıyoruz sanki. Özgür, Cesur, Maceraperest gibi.

Tabii ki deneyimin ölçülebileceğini de söylememiz gerekiyor. Kaç ülke, kaç şehir sosyal medyada özellikle bayraklarla kaç ülkede bulunduğunu gösteren kişiler itibarını korumak için veya oluşturmak için gibi geliyor. İnsanlar bazen itibar oluşturmak veya mevcut itibarlarını korumak için deneyimlerini sayılarla göstermeye başlıyor. İşinden istifa edip dünya turuna çıkan, ücretsiz yıllık izne ayrılan veya her şeyini satıp yollara düşen içeriklerle dolduk.

Elbette bunların hepsi kötü değil. Fakat bir süre sonra insan, işinden istifa etmediyse yeterince cesur değilmiş gibi hissetmeye başlayabiliyor. Belki de bazı insanlar işini seviyordur. Belki kira ödemeleri gerekiyordur. Belki kedisini bırakacak kimse yoktur. Bunlar da hayatın küçük ayrıntıları tabii. :))

Diğer bir şey ise, artık karşılaştırma olması, insanlar deneyimlerini birbirleriyle karşılaştırıp hangisinin daha özgün olduğuna, hangisinin daha yaratıcı olduğuna dair deneyim pazarlaması yapılıyor. Tabii, bir de bunun diğer bir versiyonu ise ‘bunu sen denemedin, mutlaka dene’ söylemi var. Yani bir kişi diğerinin deneyimine sahip değilse, birbirlerini yeni tabirle influence etmek gibi bir sözcük çıktı karşımıza. Yani eskiden arkadaşımız bize bir restoran önerirdi. Şimdi ise hayat biçimimizi sorgulatıyor. “Sen hala solo seyahat etmedin mi?” Hayır, belki insanlarla seyahat etmeyi seviyoruzdur.

Seyahat içeriği oluşturanlar için ise kamerası, fotoğraf makinesi, mikrafonu, senaryo yazarlığı gibi bir de pazarlığa sebep oldu. yani artık traveller olanlar da hayatı yaşamaktansa bundan nasıl içerik oluşturabilirim diye düşünüyorlar. hangi popüler müziği kullanmalıyım hangi açıdan çekmeliyim diye düşünürken ortamın duygusunu kaçırmak tabi ki mümkün. 

bu sistemin ekonomisinde ise birde yeni kavramlar da çoğaldı. mesela slow travel, solo travel, dijital detoks, inziva kampları, minimalist tatil, şehirden köye göç gibi deneyim fazlalığı bir hastalık gibi bunlara tedavi oldu. yani basit hayatlardan çıkan sıradışı hayattan sıkılan bireylere de sıradan hayatı pazarlamaya devam ediyorlar. Deneyim fazlalığı sanki bir hastalıkmış gibi, bu yeni kavramlar da onun tedavisi olarak sunuluyor. Şehir hayatından bunalanlara köy hayatı satılıyor. Sosyal medyadan yorulanlara dijital detoks kampı satılıyor. Kalabalıktan sıkılanlara sessizlik inzivası satılıyor.

Markalar artık ürünleri değilde gelecekte oluşturacağımız anıları üretip bize satıyor. deneyim artık yaşanan şey olmaktansa linkedin profilimiz veya özgeçmişimiz gibi bir seviyeye dönüşüyor. 

Bu yazıda deneyimin bir zorunluluk olmadığını, gösteriye dönüşmemesi gereken bir hayat tarzı olduğunu ve yarıştırılabilecek bir durum olmadığını ve bir kimlik gibi satın alınan bir statü olmadığını söylememiz gerekir. Herkesin durumu, maddi durumu, hayat tarzı, özgürlüğü, önceliği farklı o sebeple insanlara cesaret pazarlama yerine insanları daha mutsuz ve özgürleşmeyi pazarlarken insanları özgürsüzleştirebilir. bu da doğal olarak yetersizliğe sebep olacaktır. Belki iyi bir hayat çokça deneyimden ibaret değildir belki bazı şeyleri yaşamaktan bazı şeyleri kimseyle paylaşmamak ve hiçbir yere gitmeden kalabilmekten ibarettir.

Başka bir yazıda görüşmek üzere! 🙂

Aysu. 

Bizi takip etmeyi unutma!
-Instagram hesabımız için tıkla!
-Facebook grubumuz için tıkla!
-Telegram grubumuz için tıkla!
-Whatsapp Duyuru Kanalımız için tıkla!
-X hesabımız için tıkla!
-Linkedin hesabımız için tıkla!

Diğer projeler için tıklayınız!

Yorum Yap